Gösterişli Sanatlardan Biri Olan Balenin Daha Önce Duymadığınız Karanlık Tarihi

Hepimizi zarifliği ve temaları ile büyüleyen bale sanatının arkasındaki karanlık tarihi duyunca kanınız donacak. Bu zarif sanat biçiminin böylesine zorluklarla dolu tarihini gelin beraber keşfedelim.

Kaynak: https://www.history.com/news/sexual-e…

Black Swan filmi ilk çıktığında balenin hiç bilmediğimiz bir yönünü bize sunarak hepimizi ekranlara kitlemişti.

Natalie Portman’ın mükemmel oyunculuğu ve filmin trajik konusu gerçek anlamda bir şok yaratmıştı.

Filmde olanlar oldukça gerici gelse de aslında gerçekliğe bir o kadar yakındı.

Film bir balerinin zihnine ve yaşamına adeta mükemmel bir bakış sağlamıştı.

Çünkü bale sanatının tarihi aslında düşündüğünüzden oldukça daha karanlık. Nasıl mı? Gelin beraber bakalım.

Bir yıldızın sahnedeki pozu zafer dolu olmalıdır. Aydınlıkta parlarken zarif bir bale pozisyonunda bacağını kaldırmış ve açıkça gösterinin yıldızı olarak.

Ancak perdenin arkasında bu yıldızların oldukça üzücü hikayeleri saklanıyor. Edgar Degas’ın 1879’da bu gergin anı tasvir eden L’Etoile adlı tablosu için model olarak kimi kullandığı net değil. Ancak muhtemelen bir seks işçisiydi.

Seks işçiliği, 19. yüzyıl boyunca, paraya ve güce sahip Paris Operası’nın pek de gösterişli olmayan perde arkası dünyasında oldukça büyük bir gerçeklikti.

17. yüzyılda kurulan Paris Operası, dünyanın ilk profesyonel bale şirketiydi ve bugün hala önde gelen şirketlerden biri olarak devam ediyor. 19. yüzyıl boyunca bale için beklentileri yükseltti ancak birçok genç kadını bu amaçta sömürmekten çekinmedi.

Bu kadınlar genç çocukken baleye girdiler ve bir çaylak pozisyonu kapana kadar opera’nın dans okulunda eğitim gördüler.

Okulda eğitim gören kızlar, ancak yıllarca süren bir militaristik eğitim ve bir dizi acımasız sınavdan sonra garantili ve uzun süreli sözleşmeler alabilirlerdi.

Bu sırada ise Paris Operası’nın zengin erkek aboneleri (abbonés diye anılırlar) genellikle onları sömürmek için hazır bulunuyordu.

Abonnésler adeta Opera mimarisinin bir parçasıydı.

Charles Garnier 1860’larda kendi ikonik opera binasını tasarlarken, sezon bilet sahipleri için özel ve ayrı bir giriş ekledi.

Bina ayrıca foyer de la danse adında görkemli bir oda içeriyordu.

Teoride, doğrudan sahnenin arkasında yer alan bu oda, balerinlerin ısınabilecekleri ve performans öncesi ve sırasında hareketlerini pratik yapabilecekleri bir yerdi.

Gerçekte ise abbonéslerin baletler ile etkileşime girmesi için tasarlanmıştı!

Dansçılar için bu oda, onların eleştiri ve tacize maruz kaldıkları bir yerdi.

Dansçıların çoğunluğunun, asilzade ve önemli finansçılar olan ve opera’nın gösterilerinin çoğunu finanse eden abonelerin dikkatini ve sevgisini kabul etmeleri bekleniyordu.

Zengin bir patron olmadan ilerlemeyi başaran bazı dansçılar da oldu. Ancak tarihçi Lorraine Coons’a göre bağımsız olarak başarılı olan dansçılar bile belirli tacizlere uğramıştı.

Bu acımasız tarihi en iyi yansıtan sanatçı ise izlenimci ressam Edgar Degas’dı. 1870’ler ve 1880’ler boyunca, Paris Opera dansçılarının yüzlerce çizimini ve resmini yaptı.

Perde arkasında bulunan Degas, dansçıları doğal ortamlarında çizebiliyordu. Orada, dansçıların pratik yaptığı sahne arkası manzaralarını resmetti ve ahlaksız erkek abbonéslerin dünyasına da şahit oldu.

Degas’ın en ünlü bale eseri olan On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı, 19. yüzyılda balede gerçekleşen cinsel tacizin çirkinliğini göstererek birçok eleştiri toplamıştı.

Heykel için modellik yapan küçük bir Paris Operası faresi(dansçısı) olan genç Marie van Goethem, hayatta kalmak için muhtemelen parayla seks ticareti yapıyordu ama yapmamış olsa bile, eseri görenler yaptığından emindi.

İşte günümüzde estetikliğin zirvesi olarak kabul edilen bale sanatı aslında böylesine karanlık bir tarihe sahip.

Siz ne düşünüyorsunuz? Balenin bu yönünü daha önce duymuş muydunuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir